Chat ve Sohbet Odaları Artık 2010 Yıl’ında Daha Geniş Kapsamlı Hale Geliyor, Oyun Oynayabiliyorsunuz, Radyo Dinleyebiliyorsunuz, Arkadaşlarınızla Daha Keyifli Sohbet ve Chat Ediyorsunuz, En Güzel Yönü ise Artık Türkçe mIRCin Yeni Version’u ile Her Türlü Arkadaşlık Kanallarına Bağlanabiliyorsunuz, Türkçe mIRC Kameralı Sohbet ve Chat Programı indirmek için Buraya Tıklayınız, Doyasıya Chat Yapmak için ise Buraya Tıklayınız, Ayrıca Sitemiz Üzerinden Mynet ve Netlog Chat Sohbet Odaları nada Bağlanabilirsiniz.
Aralık 2009
Chat Odalarına Giriş
Google kirli çamaşırlarımızı ortaya döküyor
Defne Samyeli’nin Google şoku!
Artık kız isterken bile google’a bakacağız hanımlar beyler. Çünkü orada her şey var. Bir tıkla, bizim kız ne durumdaymış anla! Kim, kiminle, nerede, ne yapıyor? İşte size google…
Baksanıza yılların haber spikeri Defne Samyeli Google yüzünden neler çekmiş? Seneler önce yaptığı abuk subuk hareketlerle dolu kasetleri çıkmış ortaya. İtalyan Rafaella Carra gibi şovlar yapıyormuş bizim sakin sakin haberini sunan,Defne Samyeli.Her gece evimize haberler vasıtasıyla konuk ettiğimiz bu hanımefendi, geçmişinden bahsetmeyi hiç sevmezmiş ve zamanında yaptığı bu iş, onu utandırıyormuş ki, kimselere söylememiş.Düşünmüş taşınmış, insanlar balık hafızalı oldukları (!) için, nasıl olsa bunu unuturlarmış.Ama günün birinde google adlı bir şeyin ortaya çıkıp, bütün kirli çamaşırlarını ortaya dökeceğini hesap edememiş…
Bu arada, Defne Samyeli Ali Kırca’ya çok kızgınmış, çünkü Ali Kırca, Onun bu kasetlerini ortaya çıkaran kişiymiş! Saklı gizli, uslu uslu bir kenarda duran 14 kaset, Kırca ve ekibi tarafından ortaya çıkarılıp, piyasaya sürülmüş.
Baylar bayanlar, Google Unutmaz!
Tabi bu arada google bakıp, Ali Kırca’nın kasetlerini de hatırlıyoruz birlikte. Bozacının şahidi şıracı gibi oldu, biz unutmuştuk ya ! Google unutmuyor işte ne yapalım ? Hala Ali Kırca yazdığımızda o tuhaf kasetler çıkıyor karşımıza. Ama Ali Kırca her gece hiçbir şey olmamış gibi çıkıyor yine ekranlarımıza. Demek ki neymiş? Bir şey yokmuş gibi davranmak gerekliymiş…
Her yerde Google!
Defne Samyeli, ABD’de bir haber kanalı kanalıyla görüşmeye gittiğinde, “Dur size google’ dan bakalıım” diyen yönetici, karşısında dördüncü sırada bu leopar desenli fetiş videosu bulmuş! İş olmamış tabi! Ama Samyeli anlamış ki, bu işten kaçış yok. Google her yerde!
Bir din bilgisi öğretmenimiz vardı Şükrü Ülger bey. Derdi ki; Her an çevrenizde kameralar varmış gibi hareket edin. Çünkü öldüğünüzde her şeyin kayıt altına alındığını göreceksiniz. Hiçbir şey gözden kaçmayacak!
idealaşklar
Düşünsenize Google ile bu hale geliyorsak, yaptığımız, düşündüğümüz vs şeyler öbür tarafta başımıza ne işler açacak kimbilir? Düşününce bile tırsıyor insan. O zaman neymiş efendim? Herkes eline, koluna, beline, beynine dikkat edecekmiş!!!
Hey Güzel Allah’ım sen nelere kadirsin…
Dizi Film izle
Sinan Bolat’ın En Büyük Hayali
Belçika’nın en köklü ve en güçlü ekiplerinden biri olan Standard Liege’in kalecisi Sinan Bolat, geçtiğimiz senenin son maçı olan Gent karşılaşmasında son dakikada kurtardığı penaltı ile takımını şampiyonluğa taşımış ve kahraman ilan edilmişti.
Bu kurtarışın ardından geçtiğimiz haftalarda da Standard Liege’in Hollanda ekibi Az Alkmaar ile UEFA Avrupa Ligi gruplarında oynadığı son maçta, futbol sahalarında ender olarak görebileceğimiz bir gole imza attı. 1-0 yenik olarak devam ettikleri müsabakanın uzatma dakikalarında her şey bitti derken Sinan Bolat, kalesini terk ederek gol atmak için ceza sahasına girdi. Kimileri için imkânsız bir olasılık olarak gözükse de, Sinan Bolat ceza sahasına gol atmak için girmişti. Yapılan güzel ortaya, forvet oyuncularına taş çıkartırcasına sıçrayarak vurduğu kafa topu gol olunca, Sinan ikinci defa Standard Liege’i sırtlayan isim oldu. Bu gol ile Standard ekibinin Avrupa macerası biteceği yerden, tekrar devam etmeye başlamıştı.
Henüz 21 yaşında olan Sinan Bolat, hem Avrupa’nın hem de Türkiye’nin önde gelen kulüplerinden teklifler alıyor. Ancak Standard’da yapacak daha çok işleri olduğunu vurguluyor. Cihan’a konuşan Sinan, Sinan’ın bilinmeyen yönlerini anlattı. İşte Sinan Bolat’ın röportajının ayrıntıları;
- Sinan, en çok hangi oyuncuyla aynı takımda yer almak istersin?
Benim en büyük hayalim Rüştü ağabeyle aynı takımda oynamaktı. Kendime örnek aldığım nadir insanlardan biridir. Hem saha içi hem saha dışı davranışlarıyla benim idolüm diyebilirim.
Fakat Rüştü’yle aynı takımda oynarsan yedek kalmaz mısın?
Evet, Rüştü ağabeyle aynı takımda olursam onun yedeği olurum muhakkak. Ancak Rüştü ağabey’in yedeği olan bir kaleci bile birçok şey öğrenir diye düşünüyorum. Oyuncu olarak bakarsam, Real Madrid’de oynayan Pepe’nin benim takımımda olmasını çok isterim. Defansta büyük başarılara imza atıyor, dolayısıyla aynı takımda oynarsam benim işimi de çok kolaylaştırır.
Futbolcu olmasaydın, ne olmayı düşünürdün?
Ben okulu, futbolcu olmak için bıraktığımdan, eğer futbolcu olmasaydın okuluma kesinlikle devam ederdim. Genk’te oynadığım vakitler antrenmanlar çok yoğun oluyordu ve okula yeteri kadar vakit ayıramıyordum. Bundan dolayı okulu bırakmanın en doğru yol olduğunu düşündüm. Ama eğer okusaydım, arabalara karşı büyük ilgim var, dolayısıyla arabayla ilgili teknik bir okula gider, araba teknikeri olmayı düşünebilirdim.
Okuldayken en sevdiğin ders hangisiydi?
Kesinlikle beden eğitimi. Onun dışındaki dersler benim için hepsi birdir. Matematik, fizik, kimya, bu derslerin hepsini aynı kefeye koyabiliriz. Hiç sevemedim bu dersleri.
Futbola tekrar dönersek, en korktuğun forvet kim?
Aslında iyi bir kaleci hiç bir forvetten korkmaz. Kalecinin görevi en iyi forvet de gelse ona karşı en iyi kurtarışları yapmak, gol yememektir. Bu soruyu aslında korktuğun forvet değil de, çekindiğin forvet dersek belki daha iyi olabilir. En çok çekindiğim forvetlerin başında Christiano Ronaldo gelir. Onun dışında Messi de aynı şekilde çekindiğim forvetler arasındadır. Forvet olmasa bile Arda Turan’da çekindiğim golcüler arasında diyebilirim.
Şu ana kadar oynadığınız takımlar arasında, en güçlü gördüğün takım hangisiydi?
Kesinlikle Arsenal diyebilirim. Bizi çok zorladılar. Çok iyi bir ekipleri var. Bu yıl yaptığımız maçlarda bizi kendi sahamızda 3-2 yenmişlerdi, İngiltere’de de 2-0 yenilmiştik. Yenilmemize rağmen çok zor maçlardı bizim için. Çok organize oynayan, hızlı bir ekip.
Unutamadığın maçlar hangileri?
Herkesin tahmin edeceği gibi penaltı kurtararak şampiyonluğa ulaşmamıza büyük katkı sağlayan Gent maçı ve Az Alkmaar’a uzatmalarda attığım gol ile UEFA Kupası’na gittiğimiz maçlar. Bunun dışında Arsenal maçlarını da unutamıyorum. Büyük bir takımla oynamak da güzel bir duygu. Özellikle İngiltere’de Arsenal’in sahasında inanılmaz bir atmosfer var. Asla unutamam.
Senin gözünde en iyi Belçikalı futbolcu kimdir?
Az Alkmaar’da oynayan Moussa Dembele diyebilirim. Belçika Milli Takımı’nın da oyuncularından biri. Mükemmel bir yetenek, genç olmasına rağmen kendine olan özgüveni tam. Ayrıca mütevazılığına da hayranım. Gelecekte çok işler başarır diye düşünüyorum.
Şuan Belçika’da oynayan en iyi oyuncu kim sence?
Bizim ekibin forveti Jovanovic. Çok iyi bir golcü. Bazıları yaşı ilerledi diye eleştiriyorlar ama yaşına göre çok güzel bir futbol sergiliyor. Golün kokusunu alıyor diyebilirim. Kale önünde topla buluştuğu an, o topun gol olma ihtimali çok yüksektir.
Maçlara çıkmadan önce bir uğurun var mı?
Uğur değil de maça çıkmadan önce her zaman yaptığım bir şey vardır. Maçlardan hemen önce annemi ararım, benim için dua etmesini isterim. Ben de kendim dua eder, maça çıkarım.
Futbolun dışında çok vaktin oluyor mu, oluyorsa bu boş vakitlerini ne ile değerlendiriyorsun, hobilerin var mı?
Antrenmanlardan, maçlardan kendime çok fazla vakit ayıramıyorum aslında. Ayırabildiğim vakitlerde de daha çok arkadaşlarımlayım. Beraber sinemaya gideriz veya bir araya gelir muhabbet ederiz.
Televizyon izliyor musun, takip ettiğin diziler var mı?
Televizyon izlemek için de çok vaktim yok. Ancak Ezel dizisini şu sıralar kaçırmıyorum. Çok hoşuma giden bir dizi. Ondan önce Kurtlar Vadisi’ni izlerdim, ama şuan ona vakit ayıramıyorum.
İzlediğin spor programı var mı? Ve en çok beğendiğin futbol yorumcusu kim?
Elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum spor programlarını. Ama kaçırmamak için çabaladığım bir program yok. Telegol, Maraton gibi programları denk geldiğinde takip ediyorum. En çok beğendiğim yorumcu da Rıdvan Dilmen.
Şimdi biraz farklı bir konuya geçeceğiz. Yıllardır Belçika’da çeşitli takımların altyapısında oynadın. Belçika’da futbol oynayan Türk oyuncuların birçoğu Türk olduklarından dolayı dışlandıklarını dile getiriyor ve bu yüzden hak ettikleri yere gelmeden futbola karşı küstürüldüklerini iddia ediyorlar. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?
Ben 13 yıldır Belçika’da top oynuyorum ve bir kere dahi böyle bir olayla karşılaşmadım. Hiçbir takımda ırkçılık gibi bir olayla karşılaşmadım. Ancak Genk’ten ayrılırken bazı sorunlar yaşadım, fakat bunlar Türk olmamdan dolayı kaynaklanan sorunlar değildi zaten. Oynadığım ekipler içinde de kendimi hiç yabancı ve yalnız hissetmedim. Her zaman çok iyi ilişkilerim oldu. Eğer ki sen karşındaki insana saygılı davranırsan, iyi davranırsan aynı davranışı sende görürsün. Bu futbolda değil, bütün alanlarda böyledir. Karakter meselesidir bir yerde. Başarılı olmak isteyen karakterli insanlar, bu başarıya ulaşacaklardır.
Futboldaki ekonomi piyasasını nasıl değerlendiriyorsun? Transferler için harcanan rakamlar sence uçuk rakamlar mıdır yoksa olması gereken rakamlar mıdır?
Rakamları çok abartılı buluyorum. 100 milyon dolarlara kadar çıktı fiyatlar. Bu fiyatları duyduğumda benim aklıma ister istemez Afrika gibi fakir ülkeler geliyor. Oradaki aç, susuz insanlar geliyor. Eğer ki bir futbolcuya o kadar büyük paralar verirsen, dünya dengesini sarsarsın. Daha adaletli olmak gerekiyor bence.
Hepimizin üzüldüğü diğer bir nokta da A Milli Takım’ımızın 2010 Dünya Kupası’nda yer alamayacak olmasıdır. Neden gruplardan çıkamadık?
Rakipleri hafife aldık. Bu gruptan zaten çıkarız, bizi zorlayacak rakip yok diye düşündük bence. Bir iki maç kaybettik, fakat bu düşünce yine değişmedi. Son maçlarda bu işi kurtarırız dedik. Genelde Türk düşüncesi böyle işliyor zaten, her şeyi sona bırakıyoruz. Fakat bu defa olmadı. Son maçlarda da istediğimizi yapamayınca, gidemedik dünya kupasına. Takım olarak, taktik olarak asla bir sorun yoktu. Çok güçlü bir ekibe sahiptik; ancak karşı ekipleri küçük görünce böyle oldu maalesef.
UEFA’da turu geçtiniz, rakipleriniz de belli oldu. Türk takımlarıyla eşleşmek istediğini belirtmiştin bir önceki açıklamalarında; ancak Avusturya ekibi Salzburg ile eşleştiniz. Bunu nasıl değerlendiriyorsun?
Fenerbahçe’yle eşleşemediğimiz için çok üzüldük aslında. Çok iyi bildiğimiz bir ekip; adı var, oyuncularını tanıyorsun, o yüzden eşleşmeyi çok istemiştik ama olmadı. Salzburg kurasına da aslında pek sevinemedik. Salzburg tanımadığımız bir ekip. Oyuncularını çok iyi bilmiyoruz ve tanımıyoruz. Nasıl oynarlar, taktik anlayışları nedir bilmiyoruz. Yani bizim için biraz kapalı kutu gibi bir şey. Tabi maça daha vakit var, o vakte kadar tanımaya çalışacağız. Gruplarındaki bütün maçları kazanarak geldiler, muhtemelen bizim için zor bir maç olacak.
Türk ekiplerinin şansını nasıl değerlendiriyorsun?
Fenerbahçe Fransız ekibi Lille ile eşleşti. Fenerbahçe’nin şansının çok daha fazla olduğunu düşünüyorum. Daha kaliteli bir ekibe sahip ve turu rahat geçer diye düşünüyorum. Galatasaray İspanya’nın köklü ekiplerinden Atletico Madrid ile eşleşti. Galatasaray’ın işi biraz daha zor gibi bence. Her ne kadar Madrid, ligde iyi pozisyonda olmasa da çok iyi oyuncuları var ve her zaman tehlikeli olabilirler.
Anderlceht ve Brugge’ün şansları nedir sence?
Brugge, Valencia ile karşılaşacak. Açıkçası Brugge için zor bir maç. Turu geçebileceğini sanmıyorum. Valencia rahat geçer gibi geliyor. Anderlecht ise Atletico Bilbao ile oynayacak. Anderclecht’ın şansı biraz daha fazla bence. Ajax’a karşı oynadıkları gibi oynarlarsa turu geçebilirler.
Son olarak transferinle ilgili çok şeyler konuşuluyor. Fenerbahçe’ye gitmek istediğin, ancak Volkan’a saygısızlık olmasın diye şu an teklifleri kabul etmediğin söyleniyor. Bunlar doğru mu?
Şunu belirteyim, bu zamana kadar ne ben ne de menajerim hiçbir kulüpten resmî bir teklif almadık. Ne Fenerbahçe ne Galatasaray ne de Beşiktaş’tan böyle bir girişimde bulunulmadı. Fenerbahçe isminin neden daha çok geçtiğini bende anlamıyorum. Volkan ağabeyle ilgili olarak da söylediklerim kısmen doğru. Yani eğer Fenerbahçe’ye gidecek olursam, orada Volkan ağabeyim var, benden daha iyi bir kaleci olduğunu düşünüyorum zaten. Hem şu an Volkan ağabey varken benim ismimin geçmesi hoş bir durum değil. Ancak ileride Türkiye’de 3 büyük kulüpten birinde oynayabilirim.
‘Emeklilere 100-150 TL yardım’ haberi kesin değil
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, “Emeklilere yapılacak bütün yardımlarla ilgili söylenen bütün rakamlar spekülatiftir” dedi.
Bakan Dinçer, Bakanlıkça düzenlenen Ulusal İstihdam Stratejisi Çalıştayı’na katılmak üzere geldiği Antalya’da gazetecilere açıklamada bulunurken, emeklilere verilecek bütün yardımlarla ilgili söylenen rakamların spekülatif olduğunu belirterek, söylentilere itibar edilmemesini istedi.
Bakanlık olarak bugüne kadar herhangi bir rakam telaffuz etmediklerini ifade eden Bakan Dinçer, şöyle konuştu:
“Gazeteciler, Emekliler Derneği ve benzeri birçok temsilci tahminlerde bulunarak kamuoyu oluşturmaya çalışıyor. Emeklilerimizin geçim sorunu var. Maaşlarıyla ilgili iyileştirmeye ihtiyaçları var ama onları haksız şekilde yüksek beklentilere sokmak ve ileride duygusal olarak incinmelerini sağlamak kimseye menfaat sağlamaz. Dolayısıyla elimizden geldiği kadar, hükümetimizin gerçekleştirebileceği, elde edebildiği kaynaklar ne kadarsa o kadarıyla emeklilerimizin maaşlarını iyileştirmeyi düşünüyoruz. Fakat şimdiye kadar rakam telaffuz etmedim. Bakanlık çalışmalarını netleştirdiğinde emeklilerle açıklıkla ve gecikmeden paylaşacak. Emeklilerimiz spekülatif şeylere lütfen itibar etmesin.”
Bakan Dinçer, yeni yılda uygulanacak asgari ücretle ilgili tespit çalışmalarının sürdürüldüğünü, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun 28-29 Aralıkta bir kez daha toplanacağını bildirdi.
İşçi sendikalarının Asgari Ücret Tespit Komisyonu’ndan çekilmelerini uygun bulmadığını ifade eden Dinçer, şunları kaydetti:
“İşçi temsilcilerimizin Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nu terk etmesi bakanla ilgili değil. Bu komisyon her yıl toplanıyor ve işçi temsilcileri bakan gelse de gelmese de toplantıları terk ediyor. Dolayısıyla oradaki terk edilmenin gerekçesi sanırım bakanın gelmemesi değil. O toplantıya gitmedim, doğru, çü nkü o komisyon teknik bir komisyon. Bakanın oraya gitmesi, teknik ve rasyonel karar verilmesi gereken bir işe biraz siyaset de katabilirdi. Uzak kalarak komisyonun objektif olarak kendi kararlarını vermesini sağladık. Bundan daha makul ve saygılı bir yaklaşım olabilir mi?”
Sürecin beklendiği şekilde devam ettiğini söyleyen Dinçer, işçi, işveren ve diğer kamu temsilcilerinin bir araya geldiğini ancak işçi temsilcilerinin kendi haklarını kullanmak istemediğini belirtti.
Dinçer, “Bence katılmalı ve haklarını kullanmalıydılar ama şunu hatırlatmam lazım, haklarını kullanmamak sorumluluktan da kurtulmaları anlamına gelmez. Bu bir hak ve sorumluluktur. Hakkını kullanmayan sorumluluğunu yerine getirmek zorundadır. Asgari Ücret Tespit Komisyonu çalışmalarını tamamlamadı. En son 28-29 Aralıkta bir kez daha toplanacak. Ancak komisyon kendi kararını verdikten sonra biz onu uygulamaya koyabiliriz. Asgari ücret miktarı konusunda rakam yok ortada. Bu konuda karar sağlanmadı” diye konuştu.
Bakan Dinçer, Türkiye’nin ekonomik krizden geçtiğini, bu krizin çeşitli alanlarda etkisini gösterdiğini belirterek, bu alanlardan birinin de sosyal güvenlik açıkları olduğunu kaydetti.
Son 5 yıllık süreçte hükümetin aldığı sosyal güvenlik reformu ve sağlık reformu tedbirlerinden sonra sosyal güvenlik dengesinin iyiye gittiğini ancak kriz nedeniyle bu dengenin bozulduğunu bildiren Dinçer, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2002-2003′lü yıllarda SGK’nın gelirlerinin giderlerini karşılama oranı yüzde 40′lardayken bu yıl içinde yüzde 62 olarak planlamıştık. Halbuki kriz sebebiyle yüzde 50′lerde kaldı. Böyle olunca sosyal güvenlik açığı arttı. Bu yıl yaklaşık 31-32 milyar TL’lik sosyal güvenlik açığımız var. Krizden geçiyoruz. Böyle büyük bir açıkla karşı karşıyayken ilaç sanayisi ve eczacıl ık sektörü de çok karlı bir sektör olarak varlığını devam ettirdi. Son 2 yılda ilaç sanayisinin büyüme oranı her yıl ortalama yüzde 20 civarında, eczacılar da yüzde 20′ye yakın net karla çalıştı. Böyle bir süreçte biz de bir şekilde onların da bu ülkenin karşı karşıya kaldığı sorunu paylaşmasını talep ettik. Bir şekilde masraflarımızı kısmak, gelirlerimizi artırmak zorundayız. Çünkü halka sunduğumuz sağlık hizmetlerinin mevcut erişiminde ve mevcut kapsamında geriye adım atmak istemiyoruz. İstiyoruz ki halka etkin ve verimli sağlık hizmeti sunalım, bu sağlık hizmetini de herkes rahatça alabilsin. Tabii bunun bir maliyeti var.”
İlaç sanayicileriyle bunun pazarlığını yaptıklarını ve y öntem olarak da modern ülkelerin uyguladığı ‘global bütçe’ uygulamalarını Türkiye’ye getirdiklerini anımsatan Ömer Dinçer, “İlaç sanayisiyle anlaştık. Anlaşma neticesinde ülkemizdeki ilaç fiyat seviyesi yüzde 25-30 seviyesine düşecek. Bu hem kamunun hem de vatandaşların yararına olacak. Dolayısıyla böyle bir uygulama yaptığımız için aslında takdir bekleriz ama eczacılarımız karlarını n düştüğünü bahane ederek buna itirazda bulundu” dedi.
Türk Eczacılar Birliğinin (TEB) itirazlarını da dinlediklerini ifade eden Bakan Dinçer, şöyle devam etti:
“Niyetimiz kimseye zarar vermek, kimsenin gelirini engellemek değil. Sadece kurumsal olarak ülke olarak vatandaşlarımızın bize ödediği vergileri, sosyal güvenlik primlerini daha etkin ve daha verimli kullanmak. TEB yetkilileri bize raflarındaki, stoklarındaki ilaçlardan zarar doğacağından endişe ettiklerini söyledi. Bunu anlayışla karşıladık ve böyle bir zararı yüklenmelerinin uygun olmadığını düşündüğümüz için ilaç sanayicileriyle bunu konuştuk, pazarlık ettik, onlar da söz verdi. Hem de geriye dönük olarak, 1 aylık süreyle ilaç fiyatlar ından kaynaklanacak zararlarını nakit olarak telafi edeceklerdi. Bunun için söz verdiler. Bu hakkı onlara temin ettik.”
Ortada eylem yapmayı gerektirecek bir durum olmadığını savunan Dinçer, eczacıların ilaç fiyatlarında indirim oranları yükseldiğinde bu durumun karlılıklarını etkileyeceğini belirttiklerini, bunun da telafi edilmesini istediklerini kaydetti.
Krizden geçilen bir dönemde eczacılardan da fedakarlık beklediklerini belirten Dinçer, şöyle konuştu:
“Zaten zararda olan bir kurumdan söz ediyorsak, ulusal olarak da krizden geçiyorsak yüzde 1-2′lik kar kaybını da eczanelerimizden fedakarlık olarak bekliyoruz. Dolayısıyla sözleşmeyle onlardan hizmet satın alıyoruz. O sözleşmemizde vatandaşlara hizmet vermemek gibi bir hakları yok. Halbuki onlar haksız bir eylemle 1 gün süreyle hizmetlerini durdurdu. Yaptığımız sözleşme vatandaşlara hizmet sunmayı zorunlu kılan bir sözleşme. Yine sözleşmemizde ş ayet taraflardan biri sözleşme süresini uzatmak istemiyorsa 1 ay önceden haber vererek sözleşmeyi iptal etme hakkı var. Şimdi bu hakkımızı kullanıyoruz. TEB ile ortak yaptığımız bu anlaşmayı değiştirmek istiyoruz. Her koşulda vatandaşım ıza sağlıklı ve etkin hizmeti öngörüyoruz. Bunu sunmaya hazır olan herkesle çalışacağız ama bunun sözünü ve taahhüdünü vermeliler.”
Eczacılarla tek tek yapılan sözleşmeyle eczacıların maliyetlerinin düşeceğini belirten Bakan Dinçer, “Bu kararı verirken başka bir gerekçemiz de var. Madem eczacılarımız yüksek maliyetlerinden ve düşük karlardan söz ediyor bu kararımızla onların da maliyetlerini azaltıyoruz. Bizimle yapılan anlaşmalarda TEB sözleşmeleri 500 TL’ye eczanelere satıyor. Yine eczacı odaları bu sözleşmeden dolayı eczacılardan aidat alıyor. Bizimle doğrudan sözleşme yaparlarsa hiçbir maliyetleri olmayacak” dedi.
Sosyal Güvenlik Kurumunun sahip olduğu teknolojik imkanlarla 22 bin 900 eczacıya ulaşmanın sadece bir tuşa bağlı olduğunu ifade eden Dinçer, eczacılarla sözleşme yapmanın kendileri için “1 dakikalık iş” olduğunu kaydederek, vatandaşların sağlık hizmetlerini aksatmamak için gereken tedbirleri alacaklarını bildirdi.
Bir gazetecinin “Eczacıların TEB’in kararına uyup sözleşme imzalamamaları halinde ne gibi önlem alacaksınız?” sorusuna Bakan Dinçer, “Böyle bir şey beklemiyorum, niçin beklemiyorum, Türkiye’de eczacıların sattığı ilaçların yüzde 95-97′sini biz alıyoruz. İlaçlarını bize vermeyecekler ve vatandaşa sunmayacaklarsa kime satacaklar. Bu sadece bana etkin ve verimli hizmet sunmayı taahhüt eden eczanelerle çalışma arzusudur” yanıtını verdi.
Eczanelerin vatandaşlara ilaç satmak istiyorlarsa hizmetlerini de etkin olarak yürütmelerini isteyen Dinçer, bu sürecin 16 Ocak 2010′da tamamlanacağını belirtti.
Eczacıların aklıselim olarak davranacağını düşündüğünü ifade eden Bakan Dinçer, şunları söyledi:
“Eylem yapıldığında eyleme tüm eczaneler katılmadı. Eylemin yapıldığı gün her saat ve her dakika hangi eczanenin satış yaptığını biliyoruz. Elimizde bu teknolojimiz var. Türkiye’de bizimle çalışan 22 bin 900 eczanenin günlük ne kadar reç ete yaptığını, hangi ilaçları sattığını, reçetenin toplam bedelini biliyoruz. Eylem yapıldığı gün 8 binden fazla eczane satış yaptı. Bize hizmet vermek ve vatandaşa ilaç satmak isteyen herkesle çalışacağız, kapımız ve gönlümüz açık. Bütün eczacıların sözleşme yapmasını bekliyoruz. Aslında burada değişiklik yapmıyoruz. Uygulama yöntemini değiştiriyoruz. Şimdiye kadar onları temsilen TEB vardı. Şimdi tek tek bütün eczanelerle sözleşme yapacağız.”
idealasklar
Eczacılarla tek tek yapılan sözleşmelerin sosyal güvenlik açığı nın kapatılmasını olumlu etkileyeceğini belirten Dinçer, “Yaklaşık 2.5 milyar TL tasarruf etmeyi bekliyoruz. Ayrıca ilaç fiyatlarında yüzde 25-50 civarında indirim sağlanacak. İlaç alırken yüzde 10 veya yüzde 20 katkı payı ödedikleri için vatandaşlarımızın ödeyeceği katkı paylarında da yüzde 25-30 civarında indirim sağlanacak” diye konuştu.
Netlog Sayfası
Netlog Sayfasına Giriş için Tıklayınız !
Unutulmaz Dizisini izlemek için Tıklayınız !